BU YAZI AKSİYON DERGİSİNDEN ALINTIDIR.
|
Televizyon dizilerine kumanda edin
İzleyicileri 'hayal dünyasında'
yaşatan dizi furyası, toplumun her
kesimini olumsuz etkilemeye devam
ediyor. İnsanî değerler reytinge
feda ediliyor. |
|
Akşam yemeğini alelacele yiyen dört kişilik
çekirdek aile, soluğu televizyon başında
alıyor. Herkes, adeta dünyadan kendini
soyutlayarak kendi seyrettiği dizinin
derdine düşmüş. Aile reisi kendince akıllı;
evde 'kanal tartışması' yaşanmasın,
'huzursuzluk' çıkmasın diye üç ayrı
televizyon almış. Genç kız, odasına çekilir
çekilmez 'top model' olmak için evden kaçan
Jale'nin maceralarını (!) izliyor merakla.
Yeni dönemde birçok kanalda yayınlanan büyü
dizilerinin esiri olan evin minik oğlu ise
ablasına 'zaplaması' için yalvarıp duruyor.
Evin beyi de salonda "yeni sezonun çok ses
getirecek mafya dizisini" bekliyor, soluğunu
tutarak. Oturma odasında dizi keyfine demli
çayıyla eşlik eden evin hanımı da "kocasının
arkasından şeytanca dolaplar çeviren
Jülide'nin sergüzeştini" zevkle izliyor;
"Yok, yok kesin boşanırlar" diyerek bir
sonraki bölümün tahminlerini yapmadan
edemiyor.
Televizyon kanallarında yeni sezonun
başlamasıyla beraber birçok evde bu tür
manzaralar daha sık yaşanır oldu. Hangi
kanalı açsa dizi bombardımanına tutulan
seyirci, kontrolünü kaybedip ekrandan
sunulan hayal dünyasının peşine düşüyor. Her
akşam evlere misafir edilebilen bu dizilerin
çoğu gerçek hayatı ve Türkiye'yi
yansıtmaktan uzak olduğu gibi toplum
yapısını da içten içe bozmaya devam ediyor.
YAPIMCININ TEK DERDİ, REYTİNG
Yerleşik sosyal normlar ve ahlakî anlayışın
dışına çıkan yaşam kesitleri sunuluyor bu
dizilerde. Kocasını aldatan kadın
karakterinden evlilik dışı çocuğunu terk
eden anneye, erkek arkadaşıyla beraber
yaşayan 'modern' genç kıza veya eşinin
yanında başkasıyla flört eden kocaya
rastlayabiliyor seyirci. Burada
sayılamayacak kadar çok sıra dışı ilişkiler
ve entrikalarla dolu bir 'hayal kutusu'
takdim ediliyor. 'Çarpıcı' karakterler,
seyircinin dikkatini çekebilme adına en uç
noktalarda yaşayabiliyorlar hayatı.
Kadın-erkek ilişkilerindeki rahatlık,
aldatmalarla sürüp giden bölümler, sevdiği
erkekten hamile kalan genç kızlar ve
gayrimeşru çocuklar…
Dizilerin ilk önemli aşaması olan
senaryolara bakıldığında, toplumsal mesaj
vermekten ziyade "Seyirciyi diziye nasıl
daha iyi bağlayabilirim?" kaygısının hâkim
olduğu gözleniyor. Senaryonun yazımında
denetleyici bir merci olup olmadığı
konusunda Senarist Nuran Devres, yapımcı ve
yönetmenle fikir alışverişinde
bulunduklarını belirtiyor, "Ama yönetmen,
denetleme mekanizması değildir." diye
ekliyor. "Yapımcıların tek bekledikleri şey
reytingdir. Başka hiçbir talepleri yoktur.
Parayı reyting sayesinde kazanırlar."
sözleriyle senaryonun şekillenmesindeki asıl
faktöre işaret ediyor.
Senaryo yazarken önceleri toplumsal
konularda seyirciyi bilgilendirmek,
bilinçlendirmek kaygısının olmadığını
belirten Nuran Devres, artık dizilerde hafif
dozda bunun yapılması gerektiğini
belirtiyor. Ancak dizileri her daim dinamik
kılabilmek için sıra dışı olayların gerekli
olduğunu iddia ederek, örneğin hamile kalan
genç kız karakterinin hemen her dizide
kullanıldığına dikkat çekiyor: "Dizilerde
hikâyeyi bölümler boyunca nasıl
götüreceksiniz ki? Seyircinin dikkatini
çekebilmek için senarist böyle olaylar
bulmak zorunda."
Televizyonun en olumsuz etkilediği izleyici
grubunun başında çocuklar geliyor.
İlköğretim çağındaki çocukların televizyon
seyretme eğilimleriyle ilgili olarak Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu tarafından
gerçekleştirilen ve geçtiğimiz günlerde
kamuoyuna açıklanan bir araştırmada
çocuklar, hafta içinde günlük ortalama üç
saat televizyon izliyor. Ailede alınan
eğitim hâlâ önemini koruyor olsa da, eskiden
büyük ölçüde ailenin şekillendirdiği çocuğu
günümüzde etkileyen birçok 'dış faktör' var.
Doğduğu andan itibaren çoğu zaman 'taklit
ederek' öğrenen ve buna göre davranan çocuk
için görselliğin gücü ortada. Benzer durum
ergenlik çağındaki gençler için de söz
konusu. Kişiliklerini geliştirme ve kimlik
oluşturmada şahısları model alan gençler,
dizideki karakterlerle kendini aşırı
derecede özdeşleştirebiliyor.
Klinik Psikolog Neşe Özkarslı, özellikle
kimliğini bulmamış, 'bağımlı' yaşayan
seyircilerin bir müddet sonra dizilerdeki bu
tarz 'terslikleri' benimsediğini ifade
ediyor. "Ve hatta bireyler davranışlarını,
tutumlarını aile görüntüsünü bozacak şekilde
değiştirebiliyorlar." diyor. Sosyolog
Nilüfer Narlı ise dizilerin muhakkak ki
etkileyici bir rolü olduğu görüşünde.
Televizyon programlarının etkileme gücünü
ise şu şekilde açıklıyor. "Eğer aynı mesaj
çok yaygınsa, yani ailedeki sosyalleşmede
aldığı mesajla, okulda, arkadaş çevresinde
aldığı mesajlarla televizyondaki mesajlar
hepsi birbirini destekliyorsa, medyadaki o
mesajın etkisi daha güçlü olur." Narlı, aksi
takdirde televizyonun sanıldığı kadar güçlü
olamayacağı kanaatinde. Yapılan çalışmalar,
medyadaki mesajları insanların seçerek
aldığını ve seçerek alma sürecinde etken
unsurların kişinin aileden aldığı terbiye,
yetişme tarzı, akraba çevresi, arkadaş
çevresi, aldığı kültür ve kişisel yapısı
olduğu ortaya çıkıyor.
'SİSTEMATİK DUYARSIZLAŞMA' VAR
Ailede alınan ilk eğitim ve yetiştirme
tarzı, çocuğun kişilik gelişiminin temelini
oluşturuyor. Bu durum, aile eğitiminin
'bilinçli seyirci' oluşumundaki önemini
gösteriyor. RTÜK'ün akıllı işaretler
uygulaması, bilinçli ebeveynlerin
kontrolünde televizyon seyretme alışkanlığı
olan çocuklar için etkili oluyor. Diğer
yandan bilinçsiz ailelerde yetişen bireyleri
büyük tehlikeler bekliyor. RTÜK'ün talebi
üzerine üniversiteler ile Sağlık Bakanlığı
bünyesindeki psikolog ve psikiyatristlerden
oluşan bir çalışma grubunun hazırladığı
raporda şu ilginç ifadeler yer alıyor: "Son
yıllarda, televizyon programlarında
çıplaklık, evlilik dışı kadın-erkek
ilişkileri ve cinselliği ön plana çıkaran
tavırlar, tutumlar ve kıyafetler karşısında,
genel olarak toplumumuzun sistematik olarak
duyarsızlaştığı görülmektedir." Bu noktada,
sanal-gerçek ayırımı yapamayan ve seçici
olmayan seyirci kitlesi için yapımcıların
hassas hareket etmesinin önemi artıyor.
RTÜK, kanun çerçevesinde televizyonları
denetim işlevini yerine getirirken, pek çok
düzenleyici faaliyet de yürütüyor. Bunlar
arasında çocukların televizyon yayınlarının
olumsuz etkilerinden korunmasına yönelik
olanları önemli yer tutuyor. Akıllı
İşaretler Görsel İşitsel Uyarı Sistemi ve
Medya Okuryazarlığı Projesi, bu çerçevede
akla ilk gelenler. Diğer taraftan, Radyo
Televizyon Üst Kurulunun radyo ve televizyon
programlarını yayınlanmadan önce denetleme
yetkisi bulunmuyor. Bütün programlar
yayınlandıktan sonra denetleniyor ve 3984
sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun hükümleri
çerçevesinde izleniyor. Yasada belirlenmiş
yayın ilkelerine aykırı bulunan yayınlara
müeyyide uygulanıyor. Doğal olarak,
senaryoların oluşturulmasında da bir
denetimden söz edilemiyor. RTÜK'ten önce
televizyon kanallarında kendi yayınlarını
denetleyen bir mekanizmanın da olmaması,
ailelere ve otokontrol mekanizmasına büyük
görev düştüğünü gösteriyor. Televizyonun
yıkıcı etkisinden kurtulup 'kendi dünyanızı'
kurmak için en büyük silahın 'kendi
içinizde' olduğunu unutmayın. Hem
televizyonun hem de kendinizin kumandası
sizin elinizde!..
|